79. Cannes Film Festivali, bu yıl Türk sinemasının resmi seçkilerde yer almamasıyla dikkat çekiyor. Ancak festival, açılış filmi, kırmızı halı etkinlikleri ve ülkelerin sinema endüstrisindeki görünürlük mücadelesi ile öne çıkıyor. Açılış filminin seçimi, zannedildiği kadar basit bir süreç değil. Hem yenilikçi olmamalı hem de çok yüzeysel kalmamalı. Festivalin sanat anlayışına uygun bir özgünlük taşırken, geniş kitleleri de etkileyebilmesi gerekiyor. Eğlendirici bir unsuru da barındırmalı, hoş anılar bırakabilmeli ve aynı zamanda büyük sinema endüstrisinin beklentilerini göz önüne alarak, yaratıcı sinemanın kıymetini vurgulamalıdır. Son 25 yılın açılış filmleri incelendiğinde, bu zıt özellikleri bir araya getirmenin ustalığında Woody Allen’ın öne çıktığı görülüyor. 2000’li yıllarda tam üç kez açılış filmlerinde yer alan Woody Allen, “Me Too” hareketi olmasaydı, bu alandaki rekorunu daha da güçlendirebilirdi.
Bu yılki açılış filmi, Pierre Salvadori’nin yönetmenliğinde, aşkın farklı yüzlerini derin bir şekilde ele alıyor. Film, 1920’lerde Paris’te yaşayan bir ressam ile onu temsil eden galericinin karmaşık ilişkilerini, zaman ve mekân ötesinde insanın gerçekleriyle harmanlayarak sunuyor. Bu masal, insanın sevilip nefret edilebilecek, kucaklanıp dışlanabilecek tüm yönlerini gözler önüne seriyor. Salvadori, karakterlerinin hem iyi hem de kötü yanlarını ustalıkla yansıtıyor.
Kırmızı halı etkinliklerinde dikkat çeken bir diğer nokta ise, festivale katılanların arasında resmi davetlilerin yanı sıra kişisel hevesleri veya sponsor firmaların tanıtım amaçları doğrultusunda davet edilenlerin sayısının fazla olması. Ne yazık ki, bu yıl Türk sineması, festivalin “Eleştirmenlerin Haftası”, “Yönetmenlerin On Beş Günü” veya “Acid” gibi bağımsız bölümlerinde de temsil edilmiyor. Ancak, belirli kriterleri karşılayan herkes, Sinema Pazarı’na (Marché du Film) kayıt olup stant açabilir; filmlerini gösterebilir veya yeni projeleri için kaynak arayabilir. Cannes, çok yönlü ve büyük bir etkinlik; katılımcılar ihtiyaçlarına göre farklı deneyimler yaşayabiliyor. Kimi katılımcılar, bir film dahi izlemeyip sadece kırmızı halıda yer alırken, diğerleri günde dört veya beş film izleyerek etkinliği değerlendiriyor.
Varlık göstermek, bir hedefe ulaşmanın ilk adımıdır. Bunun ardından, sinema sektöründeki sivil toplum oluşumlarına yeterince özgürlük tanınmadıkça, tutarlı bir gelişim sağlamak zorlaşıyor. Türkiye, Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın öncülüğünde yapılan girişimlerle bu yıl da varlığını sürdürüyor. 15 Mayıs akşamı, festivalin simgelerinden olan Carlton otelinin girişindeki Türk lokantası “Rüya”da “Türkiye İnvites You” etkinliği gerçekleştirilecek. Türkiye standında ise, kokteyller ve buluşmalar düzenlenerek Türk sinemasının tanıtımına katkı sağlanacak. Temel hedef, yabancı yapımcıları Türkiye’nin doğal güzelliklerinde film çekmeye teşvik etmek olacak. Türkiye, güçlü altyapısı ve yetenekli teknik ekipleri ile bu potansiyeli gerçekleştirmek için hazır.